Birçok kişi neden acil durum butonuna basmıyor ve bunu nasıl değiştirebiliriz
Bu, pek çok ailenin sessizce yaşadığı hayal kırıklıklarından biridir: Acil durum cihazı alınmış, kurulmuş, şarj edilmiş ama iş ciddiye bindiğinde kullanılmadan kalıyor. Biri düşüyor, uzun süre yerde oturuyor, nasıl olsa birinin uğramasını bekliyor. Buton bunca zaman ya bilekteydi ya da cepte. Ama basılmadı.
Bunu yaşayan kişi hemen cihazın suçlu olup olmadığını sorgular. Çoğunlukla değildir. Engel neredeyse hiçbir zaman teknikte değil, ondan öncesinde yatar: zihinde, kişinin kendini nasıl gördüğünde ve acil durumda haber verilecek insanlar arasındaki ilişkide.
Buton nadiren asıl sorundur
Modern acil durum cihazları basittir. Kocaman bir buton, hissedilen bir baskı noktası, bir geri bildirim. Yaşlı insanların çoğu bunun nasıl çalıştığını anında kavrar; ömürleri boyunca çok daha karmaşık aletlerle başa çıkmışlardır.
Onları tereddüde düşüren, cihazın kullanımı değildir. Basma eylemine yükledikleri anlamdır. Çoğu kişi için buton bir araç gibi değil, bir itiraf gibi hissedilir. İşte tam burada, bir acil durum sisteminin günlük hayatta gerçekten koruyup korumayacağı ya da yalnızca çekmecede yatıp içi rahatlatan bir eşya mı kalacağı belli olur.
Tekrar tekrar karşımıza çıkan dört neden
"Kimseyi rahatsız etmek istemiyorum." Bu, açık ara en sık duyulanı. Yaşlı insanların çoğu bir ömür boyu yardım istemeden idare etmiştir. Akşam vakti birini işinden, tatilinden ya da uykusundan kaldırma düşüncesi, o anda kendi acısından daha ağır basar. Böylece beklenir.
"O kadar da kötü değil." Bir düşmeden sonra kişinin kendi durumunu değerlendirmesi çoğu zaman güvenilir değildir. Şok pek çok şeyin üstünü örter, ağrılar bazen sonradan gelir ve her şeyin göründüğü kadar ciddi olmaması yönündeki istek çok güçlüdür. Birazdan yeniden ayağa kalkabileceğine kendini inandıran kişi butona basmaz.
Sonrasında olacaklardan duyulan korku. Kullanılmayan pek çok acil durum cihazının ardında dile getirilmeyen bir endişe yatar: Yardım çağırırsam bu, bağımsızlığımın sonunun başlangıcı olur. O zaman ailem artık idare edemediğimi görür. Ardından taşınmaktan, bakımdan, huzurevinden konuşulmaya başlanır. Buton, kaçınılmak istenen bir tartışmanın fitilini ateşleyen şeye dönüşür.
Aslında ne olacağına dair belirsizlik. Bir alarmın kime ulaştığını, sonrasında ne olacağını ve neye mal olacağını tam bilmeyen kişi, kararsızlık anında basmaz. Belirsizlik tereddüt doğurur; hele ki zaten her şeyin karmakarışık olduğu bir durumda.
Ne işe yarar: alarmı büyütmemek
Dört nedenin de ortak bir yanı var: Bir buton basışını büyük bir olaya dönüştürüyorlar. Bu yüzden en etkili yöntem, onu yeniden küçültmektir.
Bir acil çağrı, kapının önüne hemen tepe lambaları yanan bir ambulansın gelip yarım mahallenin izlemeye başlaması anlamına gelmek zorunda değildir. Önce kızı, oğlu ya da komşusu aranırsa, bir alarm başlangıçta tam olarak şu olur: bir telefon görüşmesi. Tanıdığınız biri arar ve ne olduğunu sorar. Bu, çok daha alçak bir eşiktir.
NOA tam da buna göre tasarlanmıştır. Alarm durumunda önce kayıtlı güven kişileri aranır: aile, arkadaşlar, komşular. Ancak bu zincirdeki kimseye ulaşılamazsa ya da kimse yanıt vermezse, 7/24 acil çağrı merkezi bir güvence olarak devreye girer. Bu güvence önemlidir, çünkü sırf o anda kimse telefona bakmadı diye hiç kimse yalnız kalmamalıdır. Ama ilk temas tanıdık bir yüzdür, yabancı bir kurum değil.
Anlatmak yerine birlikte denemek
Çoğu zaman hafife alınan ikinci bir yöntem: bir kez deneyip görmek. Anlatmak değil, kılavuzdan okumak değil; gerçekten basmak, hem de ailenin yanında, sakin bir öğleden sonra.
Bu sırada olan şey şaşırtıcı derecede sıradandır. Yakının telefonu çalar, kısaca konuşulur, alarm sonlandırılır. Bitti. Bu deneyim, butona onun hakkında yapılacak her konuşmadan daha çok yükü hafifletir. Sürecin nasıl işlediğini bir kez yaşayan kişi, gerçek durumda kendisini neyin beklediğini bilir ve bilgi, tereddüde karşı en iyi panzehirdir.
Test alarmını ara sıra tekrarlamak da mantıklıdır; örneğin telefon numaraları değiştiğinde ya da zincire yeni biri eklendiğinde. Böylece süreç tanıdık, kişiler de güncel kalır.
Kullanılan dil fark yaratır
Yakınların cihaz hakkında nasıl konuştuğu, onun kullanılıp kullanılmayacağını da belirler. "Sana bir şey olmasın diye" ya da "Yine düşersen diye" gibi cümleler, acil çağrıyı düşkünlüğe yaklaştırır. Kişiye tam da kaçınmak istediği şeyi hatırlatır.
Daha yardımcı olan, bakış açısını tersine çevirmektir: Bu cihaz, sen yalnız yaşamaya devam edebilesin diye var. Artık idare edilemediğinin işareti değil, tam tersine devam edebilmenin nedenidir. Bu yeniden çerçeveleme bir pazarlama numarası değildir; yalnızca bir acil durum sisteminin gerçekte ne yaptığını anlatır.
Yakınların bundan kendilerinin de bir şey kazandığını açıkça söylemesi de benzer bir etki yapar: "Bana ulaşabildiğini bilince daha rahat uyuyorum." Böylece tek taraflı bir kayırma, karşılıklı bir iyiliğe dönüşür ve insan iyiliği yardımdan daha kolay kabul eder.
Peki ya alarm sebepsiz yere çalışırsa?
Bu işin bir parçasıdır. El çantasında istemeden basılan bir buton, yanlış bir hareket, kazara gerçeğe dönüşen bir test; bunların hepsi olur ve hiçbiri felaket değildir. Önemli olan, ailenin buna nasıl tepki verdiğidir.
İlk yanlış alarmda sıkılıp iç çeken kişi, çekinme eşiğini biraz daha yükseltmiş demektir. "İyi ki çalışıyormuş" diyen kişi ise onu düşürmüştür. Her yanlış alarm, zincirin ayakta olduğunun kanıtıdır. Bu, harcadığı iki dakikadan çok daha değerlidir.
Tersi de geçerli: Bir kez az basmaktansa bir kez fazla basmak yeğdir. Bir acil durum cihazı taşıyan herkesin bu cümleyi duymuş olması gerekir, hem de alarm durumunda aranacak kişilerin ağzından.
Sonuçta asıl önemli olan
Bir acil durum sistemi, bilekte durduğu için işe yaramaz. İşe yaraması, onu taşıyan kişinin o kritik anda bir saniye bile düşünmemesiyle olur. Bu an teknikle değil, ondan öncesinde olan her şeyle belirlenir: birlikte deneyip görmekle, onun hakkında nasıl konuşulduğuyla ve karşı uçta çağrılmaktan memnun olacak birinin bulunduğuna dair kesinlikle.
Bu yüzden ailenizde bir acil durum cihazı kurarken zamanınızı yalnızca ayarlara harcamayın. Onu konuşmaya ve ilk test alarmına harcayın. Gerçek durumda farkı yaratan kısım işte budur.
Bu yazı genel bir yol gösterme amacı taşır ve tıbbi, bakıma yönelik veya hukuki bir danışmanlığın yerini tutmaz. Düzenlemeler ve sunulan hizmetler ülkeye ve bölgeye göre değişir. Acil durumlarda lütfen her zaman yerel acil yardım hizmetine başvurun.